Korona ile…

Başkalaşım hemen her ince noktadan hayatımıza sızıyor. Henüz tam olarak ne olduğunu, bize, insana ve dünyaya ne yapabileceğini tam çözemediğimiz bir virüs sardı her yanı. Bilim insanları çözmeye, sağlıkçılar tedavi etmeye, devletler zararını azaltmaya, insanlar da korunmaya çabalıyor dört bir koldan. Tüm dünyanın birlik olduğu ender zaman dilimlerinden biri sanırım. Acaba diğer pandemi salgınlarında nasıldı insanlık dayanışma adına? İletişimin muazzam gücü ne derece etkin acaba? Doğru haberi, doğru şekilde alabiliyor muyuz dersiniz? Yine erk bizi dilediği gibi oyuncak etti mi, yoksa o da bizimle aynı cephede kolkola mı?

Bitanecik kuzumun geleceği olmasa, alırız yanımıza birer çanta doğru doğaya…

İlk günler dünyadaki bize uzak coğrafyalardaki salgını bir film edasıyla izliyorduk. Daha önce Avrupa’nın ortasında, Latin Amerika’da, Ortadoğu’da, hatta yanı başımızda olan savaşları ekranlardan çekirdek eşliğinde izlediğimiz gibi. Hepsi ardında bize dokunmadığını varsaydığımız yıkımlarla, göçlerle, çaresizlikle ve asla geri gelmeyecek acılarla sona eren savaşlar… Bu sefer ölümler sınır tanımadan yayıldı. Çaresizlik tüm dünyayı sardığında kendini farkettirdi. Boş veremedik, görmezden gelemedik. Bu kez bizi de sarmaladı.

Ekranlardan inanılmaz bir hızla virüsün günlük dökümü akmaya başladı. Günden güne, şehir şehir, ülke ülke, sayılarla insanlar, aileler, hayatlar… Virüse teslim olanlar…

Henüz hangi evresindeyiz bilmiyorum. Belki sönmeye başladı harareti, umarım öyledir. Belki de henüz görmedik esas yıkımı. Yaşamak kalıyor geriye bir tek. Umut ederek ve korunarak.

Daha izole, daha dijital, daha bilinçli ve dayanışmaya daha çok bel bağlamak zorunda olduğumuz yeni bir çağın eşiğinde olduğumuzu daha net hissediyoruz.

Şimdi mecburen tüm dünya ile beraber dururken, düşünmeye daha çok tutunmak gerek sanki.

Yavaş yavaş gelecek idrak bize tünelin ucunda pırıl pırıl bir ışık yakacak diye umuyorum.

Cinnamon rolls

Daha önce hiç yapmadığım lezzetlerden biri. Tuğsay bey ile tanıştıktan sonra bu lezzetide tatmış oldum, lezzetine çıtırlığına bayıldım. Benim için çok farklı bir lezzetti. Bende hemen denemeliydim.
Tuğsay bey, cafede büyük tepsilerde yaptırdığı için ölçüleri çok farklı, bende bizim alışık olduğumuz su bardağı, çay bardağı ve kaşık ölçülerine çevirdim.
Bir yiyenin lezzetine hayran kalacağı, kıvamıyla ve kokusuyla oldukça enfes bir tarif. Üzerine konan sosuyla da lezzetine lezzet katılıyor.
Evdekilerin de vazgecemediği bir tat.
Malzemeler
1 su bardağı süt
1/2 su bardağı toz şeker
1 paket kuru maya
4 su bardağı un
2 adet yumurta
3 yemek kaşığı oda sıcaklığında tereyağı
İçi için:
1 su bardağı toz şeker
2 yemek kaşığı tarçın
3 yemek kaşığı oda sıcaklığında tereyağı
Üzeri için (Glazürü için)
2 çay bardağı pudra şekeri
4 yemek kaşığı erimiş tereyağı
4 yemek kaşığı kaynamış su
1 limon suyu
1 paket vanilya
Yapılışı
Hamur için ılık süt, şeker ve mayayı karıştırın. Karışıma yumurtaları ve tereyağını da ekleyin. Islak karışıma unu azar azar yedirin ve hamuru bir kap içerisinde 15 dakika yoğurun. Hamurun üzerini kapatarak ılık bir yerde bir saat kadar mayalayın.
Mayalanan hamuru yağlanmış tezgahta dikdörtgen veya oval şeklinde açın. Hamurun içine yumuşak tereyağını sürün, üzerine şeker ve tarçını da serpin. İnce çekilmiş cevizi de hamurun üzerine gezdiriyoruz.
Hamuru kalın rulo şeklinde sarın ve 2-3 parmak genişliğinde kesin. Hamur parçalarını aralarında boşluk kalacak şekilde fırın tepsisine yerleştirin. Tepsinin üzerini bir bezle örtün ve yirmi dakika ikinci kez mayalayın.
Mayalanan hamuru 180 derecelik fırında 20-25 dakika üzeri kızarana kadar pişirin.
Pudra şekerinin üzerine limon suyunu, kaynar suyu, erimiş tereyağını ve vanilyayı ekleyip karıştırıyoruz.
Pişmiş ruloları fırından çıkarıyoruz, hazırlamış olduğumuz pudra şekerli glazürü kaşıkla ruloların üzerine gezdiriyoruz, ister sıcak ister soğuduktan sonra afiyetle yiyoruz.
Afiyet olsun…